Dünyanın en ünlü otomobil şovu Top Gear 26. sezonuyla ve hepimizin alışık olduğu ilginç denemeleriyle devam ediyor. Bu sefer ki ilginçliğin adı ise ”Eller Kullanılmayan Drag Yarışı”.

Günümüzde çok ta üst seviyede olmayan bir otonom sürüşe sahip herhangi bir aracın düzlük yarışında hizada kalma konusunda sorun yaşamayacağı aşikar olsa da, bundan onlarca yıl önce, kalkış kontrol sisteminin bile çok etkileyici olarak kabul edildiği yıllarda tasarlanıp üretilmiş klasik seviyedeki lüks sedanların aynı ”düzgünlükte” olmalarını bekleyemeyiz.

Evet klasik sedan diyoruz çünkü şovun üç yıldızına yeni bir Dacia Sandero parasına klasik sedanlar almalarını (elbette İngiltere şartlarında) ve aldıkları lüks sedanları ekip tarafından belirlenecek testlerde Sandero ile kıyaslamaları isteniyor. Yazının başında ”ilginç denemeler” dediğimizi hatırlamışsınızdır. Ki zaten bu tür abukluklar şovun sürekli takipçileri için oldukça sıradan olmuştur.

Şovun üç yıldızının seçimleri ise sırasıyla; Chris Harris – Mercedes-Benz W140 S Serisi, Matt LeBlanc – Rolls-Royce Silver Shadow ve Rory Reid – Bentley Speed R şeklinde gerçekleşiyor. Şovun tamamını izleyenlerin gördüğü ve araçların isimleri söylendiğinde izlemeyenlerin de tahmin edebileceği üzere Mercedes tüm testlerde ”en sağlam” model olarak dikkat çekerken, Rolls-Royce ve Bentley için ise işler pek iyi gitmiyor.

Yazının başlığındaki meseleye tekrar geri döndüğümüzde ise; Araçlar Top Gear’ın ünlü pistinin drag yarışları yapılan bölümünün başına, direksiyonlarına dokunulmadan kalkışlarını yaparak ve pistten dışarı çıkmadan yolun sonuna ya da en uzak noktaya kadar hangisinin gidebileceğine bakılacağı yarış için diziliyorlar. Ancak yarış başladığı andan itibaren ortam tam bir kaos alanına dönüşüyor ve her yönüyle biz otomobil severler için izlemelik görüntüler ortaya çıkıyor. Nasıl mı? İşte tam olarak böyle…