Tork lezzet durağı sunar: Bize göre (aslında bana göre) Dünya Ralli Şampiyonasının En Unutulmaz 10 Otomobili

Bu sabah her sabah olduğu gibi uyandım ve hazırlık sonrası yola çıktım. Tabii ki klasik İstanbul trafiğine daldım ve iş yerine olan yolculuğuma başladım. Genelde, zaten rock’n roll çalan tek kanal olmasının da etkisiyle, radyo Eksen dinlerim ve dinlemeye devam ediyorum. Biliyorsunuz ki rock’n roll biraz 80’lere ait müzik türüdür ve bu da ufaktan nostalji damarımı kabartmıyor değil.

Trafikte dur kalk derken sürekli farklı şeyler aklıma düşüyordu ki, tam o sırada trafiğin sol tarafından, benim için özellikle Loeb ile müsemma, Citroen C4 VTS’i gördüm. Loeb’ün etkisiyle devamında aklıma Xsara geldi ve Xsara derken Citroen’in ”kötü” group b otomobili. Baktım geliyorlar, dedim ki “O zaman en iyileri sıralamasak mı?”. Genel yayın yönetmenim ile görüştüm, dedi ki “olur” ve bana, buna benzer vesilelerle yola çıkılan Tork TV Ralli İşkolu’nun altıncı yazısı olan “Bize göre en iyi 10 WRC otomobili listesi”ni hazırlamak düştü.

Bu arada; Bu yazı diğer tüm yazılarım gibi otomobillerin bende bıraktığı anılar ve otomobili izlediğim zaman bana verdiği hisler üzerinden yazılacaktır. Otomobillerin daha teknik özelliklerini araştırmak ve/veya yarıştıkları dönemle ilgili daha fazla bilgi almak isteyenler için ”Tork Bey” olarak size “Google Amcayı” tavsiye ediyoruz. Fakat elbette herhangi bir yerde takılırsanız bize sormaktan lütfen çekinmeyin. Hatta belki bir ”Motorsporları Soru-Cevap” bile yapabiliriz, fena mı olur?

Tüm bu girizgahlardan sonra hazırsanız sıralamamıza başlayalım.


10) Volkswagen Polo R WRC ( 2013-2016 )

Volkswagen markası WRC’ye dahil olacağını açıkladığında yanılmıyorsam sene 2011’di. 2012 yılını sadece test ile geçirdiler. Birinci pilot olarak seçtikleri Sebastien Ogier tüm 2012 sezonunu WRC otomobillerinin kabiliyetlerinden oldukça uzak, fakat yine de son atmosferik oldukları (tüm s2000 modelleri) için gözümüzün çiçeği olan Skoda S2000 ile geçirdi. Sanıyorum o zamana kadar, şampiyonaya katılacağını ilan edildikten sonra aracı geliştirmek için test yapılan en uzun süreydi ve tabii ki büyük merakla bekleniyordu. Fakat asıl beklenen otomobilin kendisinden çok, yıllardır Sebastien Loeb dominasyonuna son verecek bir araç-pilot kombinasyonuydu. Ya da bununla beraber bu durumun başkası tarafından tekrarlanıp tekrarlanmayacağı merak ediliyordu. Herkes hem rekabet hem de değişiklik görmek istiyordu ancak istenilen rekabet hiç gelmedi. 2012 sezonu sonunda Loeb ve PSA grup bizden bu kadar dedi. PSA grup Citroen ile WRC şampiyonasına devam edeceğini açıklasa da, Loeb ralli kariyerine nokta koyduğunu açıkladı.

Bu süreç Polo R’ın başarısını gölgelese de, rakiplerinin çok önünde bir otomobil olduğu gerçeği aşikardı. Yarıştığı seneler boyunca farklı markalar neredeyse yarış kazanamadı. Otomobil dört sene yarıştı, dört şampiyonluk kazandı ve dördünün de sahibi Sebastien Ogier oldu. 52 yarış startı aldı ve 43 galibiyet elde etti. Tüm takım toplamda 87 kez podyuma çıkma başarısını gösterdi ki bu sene başına neredeyse 22 podyum demek oluyor. Kim ne derse desin muhteşem bir başarı!

WRC öyle bir hal almıştı ki tek beklenen hangi Polo’nun yarışı kazanacağını öğrenmek olmuştu. Üç araçla yarışan VW takımının pilot kadrosu Sebastien Ogier, Jari Matti Latvala, Andreas Mikkelsen’den oluşuyordu. Muazzam bir dominasyon ile geçen dört sene sonrasında, 2017 otomobili de hazırken, ki biliyorsunuz neredeyse bütün kısıtlamalar kaldırılarak WRC otomobilleri bambaşka bir yapı kazanacaktı, patlayan dizel krizi sonrasında VW’a verilen çok yerinde fakat astronomik cezalarla birlikte küçülen motorsporları bütçesi sonrası, kazanılan tüm başarılara ve kazanılmasına kesin gözüyle bakılan potansiyel yeni şampiyonluklar ihtimaline rağmen fabrika takımının kapısına kilit vuruldu. VW ve Polo R, WRC Dünya’sına çok güçlü ve hızlı girdi fakat büyük bir yara alarak çok hızlı çıktı. Yenilenen 2017 otomobillerini Katar’lı pilot Nasser El Attiyah aldı haberini hatırlasam da, ne markayı ne de otomobilleri tekrar etaplarda görme şansımız olmadı. Yine de bu dönem içinde Loeb’ün arada kaçamak yaparak girdiği rallilerde Citroen-Volkswagen ve Loeb-Ogier savaşlarını izlemek hep muhteşem olmuştu.

9) Fiat 131 Abarth Rally ( 1976-1980 )

Henüz WRC, yani Dünya Ralli Otomobili tanımının oluşmadığı, hatta henüz group b çılgınlığının yaşanmadığı dönemler. İtalyanların parmakla gösterildiği zamanlar. Kutu gibi bir otomobilin neredeyse 90 derece açı ile virajdan tam yan şekilde bağıra bağıra çıktığını ve çıkar çıkmaz arabanın bükülerek ters tarafa açı verdiğini düşünün. 131 Abarth düşündüğünüzü gerçek yapan muhteşem bir otomobildi. 1976 yılında ilk üretildiğinde 2 litrelik hacme sahip karbüratörlü motorunun gücü 138 beygirdi. Oldukça güvenilir ve söz dinleyen bir otomobildi. Gücü dayanıklılık ile birleştirebilen ve bu zor kombinasyon sayesinde ”kazanan otomobil” sıfatına sahip sınıftandı. Üç takımlar şampiyonluğu kazandı. Ralli parkında kalsaydı belki üç taneden fazlasını kazanacaktı. Çünkü 1980 yılında motor gücü 237 beygire kadar yükselecekti. Fakat zaman ve teknoloji çok hızlı ilerliyordu. 131’in rakibi Lancia Stratos’tu. Lancia markası Stratos’u yeni 037’ler ile yenilediğinde 131’lerin de tarih kitaplarına adı yazılmış oldu.

131’lerin, daha doğrusu memleketimizde üretilen 131’lerin kullanımının yaygınlaşması sonrasında tabii ki araçların Abarth parçalarla modifiyesi de ülkemizde son derece yaygın hale gelmişti. Orijinalden çok yan sanayi parçalarla yapılan modifiyeler sonrasında araçların egzozlarından çıkan yüksek ses şikayet konusu olmuştu. Trafik çevirmelerinde “abartı egzoz” terimi, bu dönemlerde 131’lere takılan Abarth egzozların adının ”abartı egzoz” şeklinde kullanılması ile birlikte Türk otomobil camiasına eklenen yeni bir terim olmuştu.

8) Lancia Stratos ( 1972-1978 )

Lancia Dünya Ralli Şampiyonası tarihinin en unutulmaz simgelerinden biridir. İtalyanlar hem sportif rekabetçilikleriyle, hem de zamanının dışında olan akıl almaz tasarımlarıyla spora uzun bir dönem yön vermeyi başarmışlardır. Henüz Dünya Ralli Şampiyonası’nın başlarında, tüm otomobillerin arkadan iter olduğu dönemde Markanın bir önceki evladı Fulvia, artık ralli etaplarında abi olma yolundayken, geleceğin çok daha hızlı, çok daha güçlü ve çok daha dikkat çekeci olacağını öngören Lancia, ülkesi İtalya’nın bir diğer arzu malzemesi Ferrari’den bu konuda destek istemişti. Ferrari’nin cevabı ise Dino motoru oldu. Bu işbirliği ralli tarihinin en unutulmaz araç seslerinden birinin de mimarı oluyordu. Tasarımsal olarak ta bir ralli otomobilinden çok, ralli yapabilen bir süper otomobili andırıyordu. Her yönüyle muhteşem bir otomobildi.

Sportif başarılarından söz etmeden Stratos’u uğurlamak olmaz. Stratos, 1972-1978 yıllarında fabrika takımı bünyesinde, 1981 yılına kadarsa özel katılımcılarla zafer kazanmaya devam etti. Yaşlansa bile asfaltta oldukça hızlıydı ve toplam 18 Dünya Ralli Şampiyonası yarış galibiyeti aldı. Lancia’ya üç Dünya şampiyonluğu kazandıran otomobil zamana yenik düştü ve yerini bir diğer efsane Lancia 037’ye bıraktı.

7) Subaru İmpreza STI – Mitsubishi EVO

Nasıl anlatsam, nereden başlasam…
Group b dönemi bitmiş, group a döneminin ikinci safhası yaşanıyordu. Lancia-Toyota rekabeti pik noktasını yaşamış durumdaydı ve yıllardır geliştirilenki otomobilin ise sahne sırası yaklaşıyordu. Ne Lancia’ya ne de Toyota Celica’ya benziyordu. Daha toplu, daha diri bir otomobildi gelen. Lacivert ve altın sarısına boyalıydı ve giderken hissedilen mekanik gücü muazzamdı. Söz konusu kahramanımız bir dönemin fenomen ralli otomobili; Subaru Impreza. Ring’in karşı tarafında ise kırmızı boyasıyla, Japon tarihinde çok önemli bir markanın evladı; Mitsubishi Evolution.

Bu iki model (yıllar içinde bir çok farklı modeli çıktı, ben burada en genel pencereden bakıyorum) yıllar içinde hep ”o mu, bu mu” tartışmalarında kullanıldı. Açıkçası galibi oldu mu bilemiyorum. Sportif açıdan Subaru daha başarılıydı. Peki sizce daha mı iyiydi? Kullanıcı tabanı olarak EVO daha başarılıydı. Peki sizce daha mı iyiydi?  Ben düşman kardeşleri, bu iki sorunun cevabı bende olmadığı için ayıramıyorum.
Yıllarca, bulunulan dönemin neredeyse tüm efsane pilotları kullandı bu otomobilleri. Simge isimlerden gidecek olursak; Subaru-Colin McRae ve Mitsubishi-Tommi Makinen birliktelikleri unutulmazlar arasında yerini aldı. Herkes geçmişe gidip belli bir dönemi yaşamak ister ya hani? İşte sahsen benim geçmişe yolculuğum, sanırım 1998 yılında herhangi bir ralliyi canlı izleme yönünde olurdu.

Bu iki marka altındaki tüm versiyonların Dünya çapında meşhur olduğuna şüphe yok. Bu sebeple sizinle bu otomobillerin başarısı hakkında konuşmayacağım. Ancak şunu net şekilde söyleyebilirim; İkisi de rakamlardan bağımsız en iyi ralli otomobilleri oldular. Dünya üzerinde, o dönemden bu zamana kadar ralli sporu ile kitleleri bu denli birleştiren başka iki otomobil gelmedi. Yarıştıkları dönemde Mitsubishi bir Dünya Ralli Şampiyonluğuna ulaşırken, Subaru üç şampiyonluk kazanmıştı. Fakat dediğim gibi etkileri rakamlardan çok daha büyük olmuştu. Düşman kardeşlerin rekabetinin ne kadar iç içe ve karmaşık olduğunu anlatabilmek adına bu bölümü şöyle noktalıyorum; Mitsubishi pilotu Tommi Makinen’in Dünya Pilotlar Ralli Şampiyonluğunu kazandığı 1996 ve 1997 yıllarında Subaru Takımlar Dünya Şampiyonu olmuştu.


6) Toyota Celica Turbo 4WD ( 1989-1995 )

Dünya ekonomisi küresel hale geldikçe Japon markaları bu akıma ayak uydurmuş ve tasarımlarını batıya uygun hale getirmişlerdi. Tabii ki tasarımlarda kendi izlerine de yer veriyorlardı fakat asıl odak, otomobillerin batı pazarında satılabilir olmasıydı. Bunu kanıtlamanın en gösterişli yolu ise motorsporlarıydı ve Toyota bu amaçla Celica ile WRC’de boy gösterecekti.

Lükse neredeyse hiç önem vermeyen Japonların hele ki 90’larda hiç böyle kaygıları yoktu. Motor performansı oldukça yüksekti, otomobilin dengesi o dönem için benzersizdi. Dönemin teknolojik olarak en gelişkin otomobiliydi ve bu sebeple Lancia Integrale dominasyonunu bitirebilen otomobil olmayı başarmıştı. 1993 ve 1994 yıllarında peş peşe iki Dünya Ralli Şampiyonluğu kazandı. Üç pilotun, Sainz, Kankkunen ve Auriol’un Dünya Ralli Şampiyonası tarihinde unutulmazlar arasına girmelerini sağladı.

Zemin seçmez ve kolay kırılmaz bir şekilde yarışın sonuna kadar götürürdü içindekileri. Toyota’nın batı pazarına girişini muazzam şekilde hızlandırdı ve son olarak tüm her şey bir yana o farları yok muydu o farları, işte onlarla gönlümüzü çaldı.


5) Citroen Xsara WRC ( 2001-2006 )

Group b dönemi bitmiş, group a dönemi bitmiş ve şimdi sıra WRC’lere gelmişti. Citroen markası tarihi boyunca ralli sporunun içinde olmuştu fakat hiçbir zaman kazanan takım olmayı başaramamıştı. Rallinin anavatanından, Fransa topraklarından çıkan Fransız bir otomobil ile şampiyon olacak Fransız bir pilot tüm Fransa için, milli marş okurken bir ton yüksek okumak anlamına gelecekti. Fakat Xsara bu başarıyı elde etmek için yeterli miydi? Cevap ise gayet netti; Hayır!.

”Peki bu listede ne işi var?” dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle izah edeyim; Xsara ilk yıllarında yarışmaya başladığında, asfaltta başarılı fakat toprakta isteneni vermeyen, ne çok iyi ne de çok kötü diyebileceğimiz ve cümleyi ”biraz eksik kalmıştı” diye tamamlayacağımız bir otomobildi. Genel ralli otomobillerinden farklı bir yapıya sahipti. Sedan otomobiller kadar uzun değildi. Ağırlık merkezi aracın ortasında değil biraz daha ön tarafındaydı. Önden çeker gibi hareket eden dört çeker bir otomobildi ve Xsara’nın talihi 1. Sebastien’in artık WRC kullanacak olgunluğa ulaşması ile değişti. Loeb ile Xsara birlikte zaferden zafere koşmaya başlamıştı. İşin ilginci Xsara diğer araçlara  göre daha az kayıyordu. Az kaymanın zamanla direk bağlantısı olduğunun anlaşılması fazla sürmedi fakat Loeb’ün büyüsü hiç bir zaman çözülemedi. Xsara ve sonrasında günümüze kadar yapılan tüm otomobiller daha az kayma daha çok tutunma bilinciyle tasarlandılar. Loeb, Xsara ile birlikte Dünya Ralli Şampiyonası tarihine yön verdi. Ralli pilotajı anlayışını tamamıyla değiştirdi. Öyle ki bu dönüşüm günümüzde hala devam ediyor ve mevcut pilotların en iyisi olarak nitelendirebileceğim Ogier bile hala ”Kral” Loeb kadar düz kullanamıyor. Peki buna cesaret edebilirler mi? Hiç sanmıyorum.

Xsara üç takımlar Dünya Şampiyonluğu kazandı ve Loeb kariyerine Xsara ile birlikte kazandığı üç pilotlar Dünya Şampiyonluğu ile başladı. Belki ”üç dünya şampiyonluğu ile başlamak” kalıbı biraz garip gelmiş ve size ”böyle başlangıç mı olur?”  dedirtmiş olabilir ama kariyerinde toplamda 9 Dünya Şampiyonluğu bulunan biri için üç şampiyonluk gayet başlangıç olarak nitelendirilebilir.
Üç Dünya Şampiyonluğu kazanan, etap başlangıcında girdiği limitörün çıkardığı enfes gürültüyle hafızama kazınan Xsara’da teknolojiye ve zamana dayanamıyor ve yerini bir başka efsane olan C4 WRC’ye bırakıyordu.


4) Peugeot 205 Group B ( 1984-1986 )

Öncelikle group b dönemindeki her otomobilin unutulmaz olduğunu kabul ederek başlamak istiyorum. 205’i diğer Group B’lerden ayıran ise fiziği olmuştu. Group B dönemi kısaca gücün maksimum, ağırlığın minimum olması amacıyla tüm sınırların ve tüm yasakların kalktığı bir dönem olarak tanımlanabilirdi. Bu dönemde araç boyutları ise karışık diyebileceğimiz durumdaydı. Audi Quattro sedan kasa bir otomobil kullanıyordu. Lancia 037 sonrasında S4’ünü masaya sürmüştü. S4 hatchback bir otomobildi. Ford RS2000 ise sedan otomobil boyutlarındaydı. İngiliz MG Metro ise A segment araç boyutlarındaydı ve belirli dengesizlikler yaşıyordu. Farklı markaların group b örnekleri üretilmiş ve yarışmış olsa da, tüm hikaye 5 marka çevresinde oluşuyordu. Peugeot ise 205 gibi B segment bir otomobil ile başarılı olacağını planlamıştı.

Avrupa otomobil pazarında küçük otomobillerin şehir hayatına uygun olduğu kabul edilir hale gelmişti. Ayrıca Audi’nin gücüyle yarışacabilecekleri bir otomobil tasarlamaları gerekiyordu. Audi’yi yenmek için saf güç dışında otomobilin dönebilme kabiliyetini de öne çıkarmaları gerektiğini biliyorlardı. Bu amaçlar doğrultusunda 205 group B inşa edilmiş oldu. Çok çevik, çok hızlı ve çok güçlüydü. Dünya Ralli Şampiyonası tarihine hem 2 kere Dünya Şampiyonu olarak damga vurdu hemde group b’nin biraz fazla cesur olduğuna karar veren FIA’nın group b’leri yasaklaması sonrasında oluşacak yeni group a otomobillerin yapımında temel taşı oldu.

Emin olun bu dönemi ne kadar hikayeleştirmeyi denesem bile anlatmaya yetmeyecektir. O yüzden Youtube’a group b yazın ve o “mekanik” dönemin zevkini çıkartın.


3) Audi Quattro Group B ( 1981-1986 )

Sanırım Audi Quattro’nun bu listede olmasına şaşıran yoktur. Alman mühendisliğinin tam anlamıyla müthiş bir örneğidir Quattro. Belki çok başarılı değildir fakat Dünya Ralli Şampiyonası’nda 4 çeker otomobiller izliyorsak sebebi işte Audi Quattro’dur. 5 silindire sahip motoru otomobili oldukça ağırlaştırsa da, dört tekerlekten aldığı güç ile ağırlık dezavantajını ortadan kaldırabilmekteydi.

Quattro ralli garajına ilk girdiğinde rakipleri Renault 5, Opel Ascona 400, Ford Escort RS 1800, Fiat 131 ya da Datsun Violet gibi arkadan iter otomobillerin yer aldığı bir ralli parkıydı. Quattro önce kendini ispat etti, sonra gelişti ve potansiyelini tüm Dünya’ya gösterdi. 1986 yılındaki ralli parkı ise Peugeot 205 Turbo, Lancia S4 ve Ford RS200 modellerinden oluşuyordu. Beş sene içinde zirveye oynayan takımların anlayışını 4 çeker otomobiller yönünde değiştiren otomobildi. Michele Mouton ile az kalsın ilk kadın Dünya Şampiyonunu da çıkartacaktı fakat olmadı.

Audi Quattro hala pek çok ülkede taklit kopyası yapılan ölümsüz bir otomobil. Hayran kitlesi sosyal medyanın hızlı yükselişi ile birlikte daha artmakta. Evet belki dönemez, belki o viraja girerken pilotuna normalden fazla enerji yaktırır fakat Quattro her görenin dönüp bir daha bakmak isteyeceği muhteşem bir otomobildir.


2) Lancia Delta Integrale ( 1987-1993 )

Lancia Delta Integrale Dünya Ralli tarihinin en unutulmaz ralli otomobilidir ve bana kalırsa üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin bu özelliğini asla kaybetmeyecektir. Belki ralli tarihinin en unutulmaz iki otomobili, en unutulmaz üç otomobili lugatlarını gelecek yıllarda da duyarız fakat Delta hep unutulmazlar arasında kalacak, buna emin olabilirsiniz.

Lancia Delta, group b dönemi sonrasında, group a sınırlamalarında, fakat group b limitine yaklaşacak şekilde hayal edildi. Bu hayal fiziki olarak uzayda yer kapladığında ise o zamana kadar yaratılan hiçbir otomobile benzemiyordu. Her Lancia’nın sahip olduğu modern tasarım dili Delta’ya da sirayet etmişti. Group b dönemi tüm takım ve pilotlar için bocalama dönemiydi. Kimse gelecekte neler olacağını kestiremiyordu. Bazı takımlar ralli etaplarından çekilirken, farklı takımlar şampiyonaya dahil oluyordu. Tam bir değişim ve dönüşüm dönemiydi. Hangi otomobilin öne çıkacağı merak konusuydu.

Lancia Delta diğer tüm rakiplerinden (bknz 1987 Dünya Ralli Şampiyonası ) üstün olduğunu 1987 sezonu ile birlikte kanıtladı. Bu güç gösterisi alkol reklamlarının yasaklandığı 1992 senesinin sonuna kadar devam etti. Toplam 6 takımlar Dünya Şampiyonluğunu arka arkaya (87-92) kazanarak o zamanlar için görülmemiş bir dominasyona imza attı. Alkollü içecek reklamlarının FIA tarafından yasaklanmasının ardından Delta’lar, Team Jolly adı altında bir sezon daha yarışsalar bile, onlar da zamana direnemedi ve Delta efsanesini sona erdi.


1) Peugeot 206 WRC ( 1999-2003 )

Bu otomobilin bu sırada olmasının 2 nedeni var. Önemsiz nedeni beni ralli ile tanıştıran, sonra sevdiren, sonra da aşık eden otomobil olması. Önemli nedeni ise 206 sonrasında WRC takımlarının sedan yarış otomobili fikrini tamamen rafa kaldırmış olmaları.

Peugeot 206 ralli parkına enterasan bir dönemde girdi. Lancia Delta hakimiyeti biteli 7 sene olmuştu. Subaru ve Evo’lar çok revaçtaydı ve aynı zamanda Toyota’lar hiç fena işler yapmıyorlardı. Böyle bir dönemde takımların genel tasarım dili, sedan tip otomobilleri mümkün mertebe güçlü ve dengeli yaparak Subaru ve Mitsubishi’leri geçmekti. Bir takım hariç; Peugeot. 206 açıklandığında otomobili küçümseyenler, lastik mesafesi çok kısa ve pilot havuzu yeterli değil diyenler oldu. Sonrasında ise 206 üst üste 3 takımlar şampiyonluğu ile tüm eleştirileri bıçak gibi kesti. Otomobil çok başarılıydı, aynı zamanda 206 satışları Dünya genelinde oldukça artmıştı. Peugeot 205 sonrasında bir şeyler yapmayı başarabilmiş gibi gözüküyordu. Ford tasarım dilini değiştirdi ve ilk Ford Focus WRC’yi geliştirdi. Ford ile birlikte tüm takımların er yada geç daha küçük otomobillere geçecekleri anlaşılmış oldu.

Bu dönüşüm Mitsubishi’nin WRC’yi terk etmesine sebep olacak, Subaru Impreza’nın hatchback bir facia yaratmasına sebep olacaktı. 206’nın devriminden sonra sedan tip ralli otomobili kavramı azalarak bitti ve şu anda güncel olarak yarışan otomobillerin hepsi bildiğiniz üzere artık hatchback. Bu durum bile 206’nın ralli tarihi için ne kadar önemli bir otomobil olduğunu gösterir niteliktedir.