Ralli dendiğinde aklınıza ne geliyor ? Çoğunlukla “virajlı dağ yollarında gazlayan otomobillerin en iyi zamanı yapmak için ellerinden geleni ardına koymadıkları motor sporu türü” dediğinizi duyar gibiyim. Haksız da sayılmazsınız. Günümüzde ralli branşı fazlasıyla hızlı hale geldi ve pürüssüzleştirildi. “Pürüssüzleşmek” tabirini en basit şekilde anlatmak gerekirse; ralli branşı uzun yıllar macera ve yarış dengesinde gitti. Akropol gibi bazı ralliler macera ağırlıklıyken, Bin Göller rallisi gibi bazıları daha fazla yarış özelliği barındırıyordu. Bu sırada ralli branşının iki türlü hayran kitlesi vardı. Sporu tümüyle sevenler ve sporun heyecanlı bölümlerini sevenler. WRC yönetimi ve FIA, yarışları daha heyecanlı yaparak daha fazla seyirciye hitap etmek istediler. Yanlış veya kötü bir karardı denemez. O dönem insanların istediği buydu ve onlara bu verildi fakat bir önemli nokta atlandı. Eğer Ralliden macera öğesi çıkartılırsa, sporun ruhu eksilmiş olacaktır.

Akropol rallisi yıllarca takvimin macera ve dayanıklılık ayağını temsil ediyordu. Yunanistan’ın yaşadığı ekonomik kriz ve sonrasında gelen bunalım yıllarında ne WRC organizasyonu Akropol rallisini bırakmak istedi ne de Yunanistan WRC’yi bırakmak istedi fakat şartlar Yunanistan için yarışın organize edilmesini mümkün kılmayacak kadar ağırlaşmıştı. Macera olgusu tamamıyla sona ermiş, saf yarış duygusu ön plana çıkmıştı. Sonucunda istenilen takipçi kitlesi de yavaş yavaş spora gelmeye başlıyordu. Aslında her şey iyi yönde gidiyordu fakat sporu uzun yıllardır takip edenler için bazı şeyler biraz eksikti.

Geçen sene ülkemize uzun bir aradan sonra WRC tekrar geldi ve hem organizasyonun planlanması sırasında hemde yarışın genel karakterine bakıldığında anlaşıldı ki WRC yönetimi de macera olgusunu fazlasıyla özlemişti. Bu macera ve drama özlemini dindirmek için Türkiye Rallisi’nin sezon takviminde tek başına yeterli olmayacağını düşündüren gelişmeler yaşanmaya başladı. Peki siz hiç Afrika’ya gitmeyi düşündünüz mü?

Safari Rallisi’nin adını daha önce duyan şanslılardan mısınız bilmiyorum. Safari’yi size yazıyla ne kadar anlatabilirim açıkçası emin değilim fakat şöyle başlamak sanırım en doğrusu olacak. Bildiğiniz en uzun gün sayısına sahip WRC yarışını düşünün. Hayır en uzunu Safari’ydi. Hatırladığınız en kırıcı ralliyi düşünün. Hayır en kırıcısı Safari’ydi. İzlediğiniz en uzun etap kilometresini hatırlıyor musunuz? Çok önemli değil, en uzunu Safari’deydi. Şahsen bulunduğunuz en güvensiz organizasyonu aklınıza getirin. Safari hepsinden daha tehlikeliydi. Toparlamak gerekirse, Safari Rallisi takvimdeki tüm rallilerden ayrılan ve başka bir benzeri de olmayan bambaşka bir ralliydi. Peki nasıldı? Nasıl hikayeler yarattı? Neden sona erdi? Sen bu yazıyı neden yazıyorsun? Hepsini cevaplarını sizler için yanıtlıyor olacağım.

Motor sporları ve tabii ki ralli, endüstri devrimi ile birlikte geliştikçe sürekli aşılması gereken yeni engeller yaratıldı. Kıta Avrupa’sında engeller bir bir tükeniyordu ve Afrika keşfedilmesi gereken topraklarını Dünya’ya sunuyordu. Afrika’da büyük bir ralli organize etme fikri hiçte fena değil gibiydi. İlk organizasyonlar 50’lerde başladı. 60’larda Safari Rallisi gittikçe popülerleşiyordu. 70’lere kadar rallinin kazananı her zaman Afrika’lı lokal pilotlar olmuştu. 70’lerle birlikte WRC profesyonelleşiyor, Safariyi ilk kazanan Avrupalı Hannu Mikola oluyordu. Lokal yarışçıların büyük fabrika takımları ile yarışma imkanı hızla ortadan kalkıyordu. Takımlar Dünya Şampiyonluğu için o kadar açlardı ki hiçbir yarışı boş geçemezlerdi.  sene sonunda Dünya şampiyonluğunu kazanmak için takvimdeki sadece bir ralli için 3-4 ay test yapıyorlar ve tek bir ralli için özel parçalar geliştiriyorlardı. O rallinin adı Safari’ydi…

Peki neydi Safari’yi bu kadar özel kılan özellikler. İlk özelliği çok ama çok uzundu. 6 gün süren yarışlarda pilotlar totalde 6.000 km yol yapıyorlardı. Yıllar içinde bu mesafe 2.000km’ye kadar düşürüldü fakat yinede standart bir WRC rallisinden çok daha uzundu. Sonrasında ise özel etap kilometreleri bu yarışı benzersiz kılıyordu. Günümüzde en uzun etap kilometresi aşağı yukarı 55 km civarında. Bu etap tüm güvenlik önlemleri alınarak, trafiğe tamamen kapatılarak ve seyircilerin güvenli alanlarda yarışı seyretmesi sayesinde oluşabiliyor. Safari’de ise yol trafiğe kapanmıyordu…Karşınızdan, ara yoldan yani kısacası her yerden karşınıza sivil otomobil çıkabilirdi çünkü etaplar yaklaşık 100-150 km arasındaydı. Bu kadar uzun bir mesafeyi trafiğe kapatacak ne görevli ne de kapatılan yolu ikame edecek başka bir yol vardı.

Etaplar bu haliyle elbetteki fazlasıyla tehlikeli oluyordu. Takımlar çözüm olarak her aracın yanına bir adet helikopter (Evet doğru duydunuz, helikopter) koydular. Bir takımın 3 otomobili varsa 3 tane de helikopteri oluyordu. Bu helikopterler ne iş varsa yapıyorlardı. Vahşi hayvanları korkutarak yoldan çekilmesinden başlayın da yol notlarını servis alanında unutan co-pilotun yerine co-pilotluk yapmaya kadar bir çok farklı varyasyonda helikopterler kullanıldı. Kullanılan helikopterlerinde Avrupa’dan takımlarla birlikte uçaklarla getirildiğini hatırlatayım. İnanılmaz bir para ve emek harcanıyordu. Takımların her duruma karşı bir adet yedek helikopter getirdiğini söylemiş miydim ?

Safari Rallisi etap karakteri ve iklim özellikleri bakımından da benzersizdi. Doğu Afrika topraklarında düzenlenen rallilerdeki etap karakteri genel olarak düz ve hızlı toprak yollardı fakat bir anda karşınıza muazzam büyüklükte bir hendek çıkabilirdi veya 500 metrelik bir düzlüğün 200 metresi suyla dolu olabilirdi. Safari rallisinde önünüze ne çıkacağını asla bilemezdiniz bu sebeple Safari tecrübesini yaşayan herkes Safari’nin unutulmaz olduğu konusunda hemfikir durumda.

Safari rallisi kendine has pek çok farklı sebepten epik bir ralliydi. Kendi döneminde pek çok kahraman yarattı. Pek çok otomobili meşhur etti. Aynı Afrika kıtasının Dünya’dan farklı renklerden oluşması gibi, WRC takviminin apayrı bir renk paletinin adı oldu. Lakin her güzel şey gibi Safari Rallisi’ninde sonu geliyordu. Daralan küresel ekonomik şartlar WRC takımlarının bütçelerini oldukça kısmıştı ve Safari Rallisi hiçte ucuz bir yarış değildi. Takvimden çıkartılması için verilen karar 2002 yılında onaylandı. 2002 yılından bu zamana kadar yani 17 sezondur Safari Rallisi’ni izleyemiyoruz… Fakat;

WRC organizasyonu takvime biraz daha drama katmakta kararlı. Açıkçası katlamaları da lazım. Çok hızlı bir pilot havuzuna sahipler, müthiş otomobiller izliyoruz fakat hepsi biraz fazla ”karaktersiz”. Çünkü aslında karakterlerini görebilmemiz için onların duygularını tanımalıyız. Duygularının sınanması içinde onları bir maceranın içine koymalıyız ve sanırım yakın gelecekte onları en büyük maceranın içine bir kez daha koyuyoruz. Bayanlar ve baylar, henüz kesin bir haber yok fakat Safari Rallisi organizatörleri WRC gözetiminde bir “deneme” rallisi yaptılar ve okuduğum kadarıyla organizasyondan memnun kaldılar yani Safari takvime dönebilir.

Kendi düşüncelerimi söylemem gerekirse, ne takımlar ne pilotlar ne de otomobiller Safari’ye hazır değil. 1 sene de hazırlanabilirler mi ? Bence pek mümkün değil. Sonuç olarak eğer Safari tekrar takvime girerse biz seyredenler çok ama çok eğleneceğiz. Girmeli mi girmemeli mi veya girsin mi girmesin mi gibi bir sorunuz var ise… Girmeli ve girsin çünkü Safari bildiğimiz hiç bir şeye benzemiyor.