Ülkemizdeki otomobil sevdalılarının üzerine kâbus gibi çöken ÖTV ve MTV, yapılan satışların %95’inin 1.6 litre ve altı hacimde motorlu araçlarla gerçekleşmesini sağlamış durumda. Bu halde satılan otomobiller genelde 4 olmakla birlikte 3 ve hatta 2 silindirli motorlarla donanmış olarak kampanyalı Ice-Tea kutuları gibi yollarımızda endam ediyor. Ancak bu durumun sadece bize has olduğunu pek söyleyemeyiz. Muasır medeniyet seviyesindeki ülkeler de çok sıkı emisyon kuralları koyarak benzer bir durumu ortaya koyuyor. Böylece oralarda alması kolay olsa bile -İngiltere örneğinde olduğu gibi- aldıktan sonra şehir vergisi, muayene ücreti, sigorta bedelleri ile kullanıcıların anasından emdiği sütü vücutlarındaki bilumum delikten çıkartıyorlar. Hal böyle olunca, ancak petrol rezervine sahip Ortadoğu ülkelerinde kendilerine yaşam alanı bulabilen yüksek hacimli motorların da nesli tükenme tehlikesi altına girmiş vaziyette. Hatta önceki haberlerimizden birinde de bahsettiğimiz gibi BMW’nin V-12’sinin bir süre daha yaşamasını sağlayan da bu arkadaşlar olmuştu.

Ancak tüm bunlar hayal kurmamızı, hatta şimdiye kadar üretilmiş ve verimleri ile efsane haline gelmiş motorları konuşmamızı engellemiyor tabii ki. Haberimizi de bu minvalde hazırladık. Başlıktan da anlayacağınız gibi şu ana kadar firmaların ürettiği ve gücüyle olsun sesiyle olsun belli özellikleri ile yollarda efsane haline gelmiş sıralı-6 silindir motorları derledik. Ama öncesinde her zaman olduğu gibi ana konumuz sıralı-6 motorlar hakkında biraz bilgi verelim.

6 adet pistonun, krank karteri boyunca aynı sırada dizildiği ve aynı krank mili üzerinde hareket ettiği motor tipi olan Sıralı-6, ilk olarak bir Hollandalı’da kullanıldı. 1903 yılında Spyker’ın yarış aracı 60HP için tasarlanan motor ilerleyen yıllar boyunca birçok otomobilde kullanıldı. II. Dünya Savaşından Petrol Krizine kadar geçen dönemde en ideal  otomobil şablonu, ponton (3-kutu) tasarım ve sıralı 6 motor ile arakadan itiş olarak kendini gösteriyordu. Bu dönemde özellikle Alman otomobilleri bu şablonu kullanırken Amerikan otomobillerinde başlangıç modelleri sıralı 6 motorlara sahipti.

Teknik açıdan bakıldığında ise sıralı 6 yerleşim hem kolay hem verimlidir. Öncelikle simetriden dolayı 1-6, 2-5 ve 3-4 silindirlerin oluşturduğu simetrik çiftler motorun birincil dengesinin (primary mechanical balance) çok iyi olmasını sağlıyor. Krank miline bağlı İkincil Denge (secondary mechanical balance) konusu ise yine 3 çift ile 120 derece yapan krank düzlemleri sayesinde dengeli oluyor. Dengeli çalışan motor pürüzsüz bir kullanım sağlıyor. Sebep dengenin dışında az önce bahsettiğimiz krank yerleşiminin her devirde 3 yanma gerçekleştirmesi ile dönen kranktaki kinetik enerjinin kesintisiz bir şekilde devam ettirilmesinden kaynaklanıyor. Tüm bu sıkıcı fiziksel detayların sonucunda elinizde keyifli bir motor oluyor. Bu sebepten dolayı örneğin BMW sıralı-6 motordan vazgeçemiyor.

Peki, günümüzde bu motor tipine neden çok rastlamıyoruz?  Tabii ki geniş yolların, az otomobil sayısının ve petrol fiyatlarının uygun olduğu bir dünyada oldukça kullanışlı olan bu şablon, petrol krizi ile değişen otomobil tasarımlarına uyum sağlamakta zorlandı. Zira sıralı 6 silindir yerleşimi, boyu nedeniyle öncelikle otomobile uzunlamasına yerleştirilmek durumunda. Bu halde otomobilin arakadan itişli olması gerekiyor zira önden çekiş için karmaşık bir şanzıman diferansiyel ikilisi kullanmanız gerekir. Uzayan otomobiller daha fazla ağırlık, daha fazla maliyet ve daha fazla tüketim demek. Tüm bu sebeplerin toplamından dolayı firmalar motor tasarımlarını gün geçtikçe V-6 dizilimine doğru yöneltti. Böylece daha az yer kaplayan motor, farklı modellerde kullanılma seçeneğini arttırdı. Örneğin Alfa Romeo’nun Busso motoru buna iyi bir örnektir. Keza 3.0 V-6 Fransızlar 605, XM, Safrane ve 406, Xantia, Laguna’da örnek olarak verilebilir.

Ancak son birkaç yılda durum değişiyor. Yukarıda bahsettiğimiz emisyon kuralları sebebiyle bazı firmalar güçlü motorlar için V-8 ler yerine Sıralı-6 tercih etmeye başladılar. Buna en taze ve güçlü örnek Mercedes-Benz’in yeni motor serisi. M103-104 kodlu motorlardan beri sıralı-6 konfigürasyonunu kullanmayan firma, M256 kodlu motoru 2017 model yılında kullanmak üzere tanıttı. Turbo beslemeli bu motorun 362 ve 429 beygirlik versiyonları bulunuyor. S-Klasse, CLS, E-Klasse ve AMG GT modellerinde kendine yer bulan gittikçe yaygınlaşan motor 48V gerilimle çalışıyor.

Bu kadar teknik bilgiden sonra daha keyifli bölüme artık geçebiliriz. İşte size efsane haline gelmiş Sıralı-6 motorlar;

 

1.       Jeep/AMC 4.0 Litre

Son dönemde ülkemizdeki off-roadcular Cherokeelerde baz model olarak kullanılan bu motoru oldukça seviyorlar. Motorun geçmişi 1964’e kadar gidiyor ve 2006 yılına kadar da üretildi. Çünkü oldukça basit bir tasarımı olan motor hem çok sağlam hem de düşük devirlerden itibaren sunduğu yüksek torkla off-road koşulları için ideal. Hayatı boyunca AMC modellerinin yanı sıra International markası altındaki Scout ve Travelall modelleri ile Jeep Wrangler, Wagoneer ve Cherokee modellerinde kendine yer buldu. 2006 yılında üretimi sonlandığında 190 beygir gücü ve 320Nm tork üretebiliyordu.

 

2.       TVR Speed Six

İsyankar İngiliz’e ait bu motor tamamen TVR garajında geliştirilmiş. Her ne kadar sağlamlığı tartışılabilir olsa da kimse bu motorun gücü hakkında konuşamaz sanırız. Ama illa suçlamak isterseniz, sürücüsünü korutur derecede vahşi güç üretimi için 4.0 litreyi suçlayabilirsiniz. Ürettiği 400 beygir güce o zaman sadece E46 M3’te kullanılan S54 motoru “yaklaşbiliyordu”. S54 tabii ki steril bir mühendislik harikası ancak Tuscan S, Sagaris veya Typhoon kullanacak olursanız söyleceiniz tek şey kullandığım en çılgın sıralı-6 olacaktır. En azından bozulana kadar (:

 

3.       Ford Barra

Bu motora yabancı olmanız çok doğal. Çünkü bu motor listemize dünyanın alt tarafından, çıplak elle timsah kovalayan insanların ve Tazmanya canavarlarının yaşadığı Avustralya’dan giriyor. Ford Avusturalya’nın sadece bu ülke için geliştirdiği ve adını da Asya levreğinden (barramundi) motorun atmosferik ve turbo versiyonları mevcut. Falcon modelinde en düşük 244 beygir sunan motor, turbo versiyonlarda ise inanılması güç 436 beygire yükseliyor. 325T kodlu motor gücüne, 416 beygirlik bir önceki versiyon 310T nin üzerine özel oynanmış turbo, intercooler ve enjektörler sayesinde ulaşmış. 500 adet sınırlı üretimi olan bu seriyi Ford’un özellikle gölgede bıraktığına dair söylentiler mevcut. V-8 satışlarının etkilenmesini istemeyen Ford, testlerde motorun ürettiği 480 beygir gücünü sınırlandırmış. Ancak motora bir overboost seçeneği ekleyen Ford, tam gazda şartlar uygunsa 10 saniye süresince 495 beygir üretilmesine izin vermiş.

 

4.       Mercedes-Benz 3.0 Litre (M186-M198)

Bu motor II. Dünya Savaşı’ndan sonra Mercedes’in motorsporlarındaki başarılı geçmişini tekrar geri getirdi. 1952 yılında hem Le Mans 24H’da hem Carrera Panamericana’da damalı bayrağı ilk sırada geçmesini sağladı. Bunun dışında yol versiyonu 300SL Gullwing ve Roadster’de kullanıldı. Ancak yetenekleri henüz bitmiş değil. Bu motor dünyada ilk direkt enjeksiyona sahip. Bosch’un bu motor için geliştirdiği mekanik enjeksiyon sistemi, alüminyum silindir kafası ve 3 adete çift-boğaz Solex karbüratör ile birleştiğinde 215 beygir gücü üretiyordu. Opsiyonel spor eksantrik mili ile bu değer 240 beygir gücüne ulaşıyordu. Motorun tek problemi çok yer kaplaması idi. Mercedes mühendisleri bunu motoru 45 derecelik açı ile yerleştirerek çözdüler.

 

5.       Toyota (Yamaha) 2.0 Litre (4A-GE)

Motor konusunda Toyota tamam da Yamaha ne alaka diyebilirsiniz. Ancak piyanoları ve motosikletleri ile ünlü bu markanın diğer bir yeteneği de bugüne kadar önemli bazı motorlarda parmaklarının olması. Bahse konu motor dışında bugüne dek Yamaha Ford ile bir 3.0 V6 SHO motorunun geliştirilmesi, üretilmesi ve yedek parça tedariği dışında 90’larda Avrupa’da kullanılan 4 silindirli tüm Ze-Tec motorları geliştirdi. Volvo’nun 4.4 V-8’ini de geliştiren firma Toyota ile yakın temas halinde. Bugüne kadarki yüksek performanslı Toyota/Lexus motorlarına Yamah’nın eli değmiş durumda. LFA’nın 1LR-GUE motoru sanırız yeterli bir referans olacaktır. Şimdi gelelim listemize giren motora.  Toyota tüm dünyaya ne kadar iyi bir spor otomobil üretebileceğini göstermeye karar verdiğinde takvimler 1965 yılını gösteriyordu. 1967 yılında satışa sunulan 2000GT sadece 351 adet üretildi. 6,800$’lık etiket ise o günkü rakipleri Ferrari ve Jaguar’dan yukarıdaydı. (Üretim sayısı düşünülünce bugünkü fiyatını hesaplamaya çalışmayın Sayın Torksever) Bu model için Cressida’nın sıralı-6 2.0 motoru alınarak Yamaha’ya teslim edilmiş. Çift eksantrikli yeni bir silindir kafası tasarlayan Yamaha, çift boğazlı 3 karbüratör ile motora nefes verince ortaya 150HP lik değer ve 7000d/d devir bandı çıkmış. Bu arada Toyota bu motorla Fuji 1000km endurans yarışını da kazanmış.

 

 

6.       BMW S54

Listemizi okuyan BMW’cilerin neden henüz bir BMW motoruyla karşılaşmadıklarının şaşkınlığı içerisinde olduğunu biliyoruz. Evet, sıra sadece BMW hayranlarının değil atmosferik motor hayranlarının da kalbini çalmış olan S54’te. BMW’nin 90’lara damgasını vuran M motor ailesinin en son ve en gelişmiş üyesi M54 üzerine geliştirilmiş olan bu motor sanılanın aksine M54 ile çok az ortak parça barındırıyor. Hatta motor bloğu gibi temel parçalar bile. Nitekim M54’te alüminyum olan blok S54’te döküm demir. Aslında bu motor daha çok S50/52’nin gelişmişi gibiydi ve 8000d/d’lik devir sayısıyla atmosferik motor hayranlarına hem güç hem de ses ziyafeti sunuyordu. M3 adını daha da ileriye götüren bu model Avrupa’da 338 hp ile satılıyordu. (Amerika – 333hp). Ancak karbonfiber emme manifoldu, elden geçirilmiş egzoz manifoldu ile açıları değiştirilmiş eksantrikler sayesinde 355 hpye ulaşmış CSL versiyonu bu motorun Nirvanası oldu.

 

 

7.       Nissan RB

Geniş bir motor ailesi olan RB’de asıl bahsetmek istediğimiz motor tipi RB26DETT. Pek karmaşık olmayan ama uzun olan isimlendirmede 26 motor hacmi olan 2600cc’yi, D (dual) üstten çift eksantrik milini, E elektronik enjeksiyonlu olduğunu, TT ise çift turbo olduğunu belirtiyor. Bunlar size sıkıcı geldiyse motorun 1989 ile 2002 yılları arasında R32, R33 ve R34 kasa Skyline GT-R’da kullanılmış olduğunu söylememiz yeterince ilginizi çekecektir. Bu motorla ilgili başka bir enteresan bilgi ise o dönemde Japon üreticilerin arasındaki “centilmenlik anlaşması”ndan dolayı 276 olarak lanse edilen beygir gücünün üretimin sonuna kadar değiştirilmemiş olması. Ancak araç sahiplerinin dediğine göre dinamometrede modifikasyona uğramamış halde 330 beygir gücü ölçümleyenler olmuş.

 

8.       Toyota 2JZ

Sıradaki motorumuz yine Fast & Furious serisinen fırlamış olarak karşımızda. Toyota’nın tam olarak 2JZ-GTE kod adına sahip bu motoru, swapçılarında gözdesi durumunda. Son yıllarda Amerikanlardan Alman otomobillerine kadar birçok otomobile uygulanan motor sanırız bir tek el blenderine takılmamış vaziyette. 1990larda ortaya çıkan motor standart hali ile 276 beygir gücü üretirken çift turbolu versiyonunda güç 320 beygire yükseliyor. Neredeyse kapak somunlarını sıkıştırarak 20 beygir alacakmış gibi modifiyeye açık durumda olan 2JZ, cebinde biraz parası olan tutkunlar için sağlıklı bir şekilde 1000hp ve üzerini bünyesinde barındırıyor. Bu sebeple de listemize giren 2. Toyota modeli oluyor.

 

 

9.       BMW M88

Listemize iki kere girme başarısı sadece bir Japon’a ait değil. Sıralı-6 konusunda takıntılı olan BMW’yi listede bir kere görmek eminiz birçok Torkseveri üzerdi. M88’in kökleri 3.0CSi a dayanıyor. Geliştirilmiş bir M30 motoru olan M88 ilk defa BMW’nin süper spor otomobili M1’de kullanıldı. 3.5 litre hacimli motor üstten çift eksantrike, Kugelfischer enjeksiyon sistemine ve her silindir için ayrı emiş sistemine sahipti ve ilk versiyonunda 273 hp güç üretiyordu. Dönemin birçok V-8’inden fazla olan bu değer onu yeterince dikkat çekici ve başarılı kıldı. Group-5 sınıfı için turbo eklenen M88/2 ise 900 beygir üretiyordu. M1’in üretimi durduktan sonra kendine 635 CSi’da yer bulan motor asıl çıkışını ise M88/3 olarak Bosch enjeksiyon sistemiyle 286 beygir üreten M5 versiyonu ile yaptı.

 

 

10.   Jaguar XK6

Son sırada bir İngiliz var. Bu motor listemizdeki diğer bir İngiliz olan TVR’nin aksine o kadar sağlam ve kullanışlı ki 1949 ile 1992 yılları arasında üretimde kaldı. Bu süre içerisinde C-Type, D-Type, S-Type, XK120, XK140 ve XK150 gibi modellerin dışında XKSS ve E-Type’da da kullanıldı. Eğer vay canına dediyseniz dahası da var. Jaguar bu motorla 1956-1957 ve 1958de Lemans 24H zaferi kazandı. Motor o kadar sağlamdı ki bazı askeri araçlarda da kullanıldı. Dökme demir motor bloğu sayesinde modifiyeye de açık olması, hayat verdiği efsane modeller ve Lemans başarıları motoru listeye sokmaya yeter de artar.

Kaynak: Carbuzz