İngiltere’nin Dünya’ya mal olmuş birçok değeri var. Land Rover, Wimbledon Tenis Turnuvası, Manchester United, Ronnie O’Sullivan ve niceleri. M-Sport, standart bir insan için bu değerlerden biri değildir; ki olmaması da normaldir. Fakat sizler ve bizler gibi karbon fibere gereğinden fazla değer veren insanlar için M-Sport’un gerçekleştirdikleri, muhtemelen hayal gibidir. Hikayemiz bir ada ülkesi olan İngiltere’de geçiyor. Hikayemizin kahramanı ise hayallerini erken yaşta yaşamaya başlayan, otomobil sevdalısı bir İngiliz; Malcolm Wilson.

Bir çocuk düşünün, henüz 13 yaşında ve co-pilotluk yapıyor. Tuhaf, değil mi ? Günümüzde mümkün olmayan (pilot ya da co-pilot olacak kişinin ehliyeti olmalı) bu durum Malcolm için o günlerde fazlasıyla gerçekti. Malcolm ise gelecek kararını daha 13 yaşına gelmeden vermişti.

Günlerini ailesinin işlettiği yedek parça ve ikinci el lastik dükkanında geçiren Malcolm, ralli yarışçılarıyla ilk olarak orada tanıştı. “Ralliyle ilgili hiçbir fikrim yoktu” diyor o zamanlar için. Zaman ilerledikçe ralli yapan gençlerle daha içli dışlı oldu ve sonunda bir gün “Hey Malcolm, bugün benim yanımda yol rallisi yapmaya ne dersin ?” sorusuyla karşılaştı. Yarışan bir otomobile ilk kez binecekti. Malcom o tecrübeyi şöyle anlatıyor; “Yol rallileri, normal yollarda yapılan ve size verilen süre içinde hedef noktaya trafik kurallarına uyarak ulaşmanız gereken rallilerdi. Ben otomobile bindiğimde ne düşüneceğimi bilmiyordum. Hızlı bir düzlüğün sonunda içinde olduğumuz Ford marka arkadan iter otomobil sağa döneceğimiz virajda önce sola dönmek için hareket etti ve sonra aniden pilot direksiyonu sağa kırdı. İlk defa kontrollü kayan bir otomobilin içindeydim ve ”işte bu” dedim. Artık hayatta ne yapmak istediğimi biliyordum”.

Malcolm için ralli ilk görüşte aşktı. Tek sorun, aşkına ulaşması için 16 yaşını beklemesi gerekiyordu. Yol rallilerinde yardımcı sürücülük yapıyor, ehliyet talep etmeyen tüm organizasyonlarda sürücü koltuğuna geçiyordu. Bu sırada başında “yol” yazmayan ralli türü ile de tanışmıştı; “asfaltı unutun, ben sadece toprakta sürmek istiyorum”.

Malcolm, her sıradan İngiliz vatandaşı gibi otomobilini hazırlıyor ve yarışlara giriyordu. Ne eksik ne fazla, tam bir amatör pilot tecrübesi elde ediyordu. Tabii ki bu sırada ailesinin sahip olduğu yedek parça dükkanı da “Malcolm Wilson Motorsport” olarak hizmet vermeye devam ediyordu. Malcolm Wilson Motorsport’un gelişimi, Malcolm Wilson’ın ralli kariyerine doğru orantılı olarak gelişecekti. Malcolm elindeki imkanlar ve çevresinden gördükleri Ford ağırlıklı olduğu için Ford markasına sempati besliyordu. İlk yarış otomobili Ford marka bir MK1 Cortina’ydı. Cortina değişse de Ford markası Malcolm Wilson ile özdeşleşecekti.

1977 sezonunda Malcolm beklediği fırsatı buldu. Ford, Malcolm’a para vermeyecek fakat ona bir RS2000 Escort ile aracın tüm yürütme maliyetini karşılayacak bütçeyi verecekti. Malcolm’un Ford’la olan ilişkisi güçlenerek gelişiyordu. Uzun zamandır ralli sporunun içinde olan Malcolm, motorsporları ile aile mesleğini birleştirdi ve ilk kez günümüzde bilindiği şekliyle M-sport kurulmuş oldu. Takımın merkezi aile evinin bahçesiydi. Takım Malcolm ve bir kaç kişiden oluşuyordu.

M-sport ralli garajı olarak faaliyetlerine devam ederken, Malcom ralli pilotu olarak kariyerini geliştiriyordu. İlk resmi pilotluk teklifi Rothmans’tan gelmişti. Rothmans sigarası o dönemde motorsporlarında aktif şekilde pazarlama çalışmaları yapmaktaydı. O dönem pek çok otomobil üzerinde Rothmans renkleriyle yarış parkurlarında boy gösterdi. Grup B döneminde kariyerinin en büyük yanlışlarından birini yapan Malcolm, Ford RS200’ü beklemek istemedi ve Austin ile anlaştı. Metro 6R4’ü test eden Malcolm araçtan son derece memnun kalırken, sezon boyunca test sürüşü gibi sorunsuz sürüş yaşayamayacaktı. Mekanik sorunlar onun ve takımın diğer pilotlarının peşini bırakmadı. Sonuç olarak Malcolm yine Ford logosunun altına geri döndü. Malcolm o dönemi şöyle anlatıyor; “Telefonların sadece evlerde olduğu, kameraların her yere giremediği, cep telefonunun hayal olduğu yıllardı. İstediğiniz otomobili deneme şansınız vardı. Eğer içerden bilgi sızmazsa bunu kimse bilemezdi.”.

Malcom pilotluk kariyerinin sona ermesi ile birlikte M-Sport’un başına geri döndü. Takım, özel yarışçılara servis verme konusunda oldukça başarılıydı. Bu başarı bazılarının dikkatini çekmeye başlamıştı. Ford yıllardır Dünya Ralli Şampiyonası’nda yarışıyordu ve sonunda yollarını M-Sport’la birleştirmek istediler. Malcolm’un ilk sözü “beyler, özel yarışçıları yarıştırmak konusunda çok iyiyiz fakat WRC, bilemiyorum” olmuştu. İkna olması çok uzun sürmeyecekti.

1997 sezonu M-Sport’un WRC’de geçireceği ilk yıl olacaktı. Otomobilleri o dönem için belki biraz fazla hantal olan fakat oldukça güçlü ve dayanıklı bir otomobil olarak öne çıkan Ford Escort WRC’ydi. Pilot kadrosu Carlos Sainz, Armin Schwarz ve sezon içinde Schwarz’ın yerine geçecek olan Kankkunen’den oluşuyordu. Takım ilk galibiyetini Acropol rallisinde kazandı. Bu Malcom için “bir” ilkti fakat o tüm ilkleri yaşamak istiyordu.

Malcolm yarış galibiyetini yaşamıştı. Sırada takımlar şampiyonluğunu kazanmak ve pilotlar şampiyonunun kendi takımında çıkması gibi başarılar kalmıştı. Bu amaçlar doğrultusunda Focus WRC geliştirildi. Focus, Ford markası açısından o yılların en önemli otomobiliydi. Otomobilin pazarlama faaliyetlerine oldukça yüksek miktarda yatırım yapıyorlardı. Focus WRC fiziki olarak var edilmişti fakat kimin kullanacağı soru işaretiydi. 1999 senesinde unutulmaz Martini kaplamalı otomobilin arka camına iki adet isim yazıldı; Carlos Sainz ve Colin McRae.

Ford Focus WRC hem pilotlar şampiyonluğunun hem de takımlar şampiyonluğunun kıyısından dönse de, podyumun birinci basamağında olmayı başaramadı. Colin McRae ile pilotlar şampiyonluğuna çok yaklaştıkları senenin sonunda, takımın evi olan İngiltere Rallisi’ni Colin McRae 7,5 takla ile bitirince; 2001 sezonuyla birlikte efsane kadro dağıldı ve Ford tekrar doğru zamanı beklemeye başladı.

O yıllarda Ford’un, Msport’un ve Malcolm’un ortak bir şanssızlığı vardı; Sebastien Loeb. 2004 sonrasında Dünya Ralli Şampiyonası’nda kendisinden ve takımı Citroen’den başka kimsenin kazanmasına izin vermeyen Sebastien, 2006 ve 2007 yılında Ford’un takımlar şampiyonu olmasına engel olamıyordu. Malcolm pek istediği şekilde olmasa da 2006 yılında Dünya Takımlar Şampiyonluğunu kazanarak bir ilkini daha gerçekleştiriyordu. Ford Focus WRC’06 ise unutulmazlar arasında yerini bu şekilde almış oluyordu.

Ford için duraklama dönemi başlamıştı. Özellikle Sebastien Loeb’ün bitmek bilmeyen başarıları sonrasında Ford, Dünya Ralli Şampiyonası’na devam edip etmeme kararını masaya yatırsada Malcolm’un tavrı hep net olmuştu; “Yarışacağız!”.

M-sport, tarihi boyunca dayanıklı otomobil yapabilmişti fakat hız faktörü her zaman istedikleri gibi olmuyordu. Ford markasının M-sport’a olan desteklerini çekmeleri sonrasında M-sport’un neler yapabileceği merak konusuydu. 2012 senesinde Malcolm aradığı çözümü Ortadoğu’da buldu. Katar sermayesinin bir bölümüne sahip olan Nasser-El Attiyah takımın isim hakkını satın aldı ve takımın adı Qatar M-Sport World Rally Team olarak değiştirildi. Dönem içerisinde pek başarı elde edilemezken bu sefer de bir başka Seb, Sebastien Ogier dönemi başlamıştı. Ogier ve otomobili Volkswagen Polo R birlikte durdurulamıyordu. 4 sene arka arkaya hem takımlar hemde pilotlar şampiyonu oldular. Malcolm her sene başında ‘WRC takvimi kovalayamayacağız’ dese de bir şekilde takımı WRC’nin içinde tutmayı başarıyordu.

2017 sezonu birçok yenilikle birlikte geliyordu. Hafifletilmiş araç ağırlıkları, yükseltilmiş motor gücü, istenildiği gibi şekil verilebilen gövde kiti ve bunun gibi pek çok farklı değişiklik. İşin Türkçesi Malcolm’un, Ford’un teknik desteği ile birlikte baştan bir WRC yaratması gerekiyordu. Zaten onun da işi tam olarak buydu. Otomobil inşaası bittikten sonra merak edilen ise otomobili kimin kullanacağı oldu. Ford her zamanki gibi dayanıklıydı. Fakat hızlı mıydı ?

2016 sezonu devam ederken patlayan dizel skandalı sonrasında Volkswagen’in aldığı astronomik cezalarla birlikte 2017 sezonunda yarışmayacakları kesinleşmişti. Bu demek oluyordu ki Sebastien Ogier, Jari Matti Latvala ve Andreas Mikkelsen boşa çıkacaktı. Hyundia, Ford, Citroen ve Toyota ayrılacak pilotların peşindeydi. Sebastien Ogier mağaza gezen bir alışverişçi tadında tüm takımların otomobilini tek tek denedi. Açıkçası kimse M-sport ile anlaşacağını düşünmemişti. Ne de olsa fabrika takımlarına karşı özel bir takımla mücadele etmesi daha zor olacaktı. 2016’nın Kasım ayında sosyal medyaya bir video düştü (videoyu youtube’da bulabilirsiniz). Bu videoda Malcolm Wilson tüm M-Sport takımını toplamış ve bir meydan toplantısı yapıyordu. Malcolm “Bu arada seneye otomobili Sebastien Ogier sürecek” dediğinde, hem kendisinin hem de takımının gururu yüzlerinden okunuyordu.

Msport World Rally Team 2017 senesinde Ogier ile birlikte hem takımlar hemde pilotlar şampiyonluğunu kazandı. İnanın yazarken tüylerim diken diken oluyor. 1956 yılında sıradan bir atölye olarak hayatını başlayan Msport 2017 senesinde dünyanın bir numaralı ralli takımı oluyordu ve tahmin edin ne oldu? Ford isim kullanımını ralli branşında tekrar aktif etti ve motorsporları bütçesini bu doğrultuda modifiye etti.

Tüm serüvenin başında, Malcom Wilson’a M-sport’la ilgili yapılan eleştirilerin başında,takım genel müdürlüğünün konumu geliyordu. Basit bir anlatımla, İngiltere’nin tarım ve çiftçilikle uğraşılan, sanayiden uzak bir bölgesinde konuşlanan M-sport’la ilgili eleştiri şu şekildeydi; “o kadar uzaktasın ki, kimse seni bulamayacak”. Malcolm’un cevabı ise oldukça net olmuştu; “kalite isteyenlerin arayıp bulabileceği bir yerdeyim”…yıllar Malcom’u haklı çıkartacaktı. Ford ile olan işbirlikleri günümüzde sadece WRC otomobili yapmaktan çok daha fazlasını barındırıyor. Fiesta’nın 3 farklı güncel ralli otomobili varyantı var. Bunlar; R2, R5 ve WRC. Üretilen teknoloji veya otomobiller ( Her otomobil M-Sport garajında montajlanmayabiliyor ) Dünya’nın pek çok ülkesinde yarışıyor. Dünya Ralli Şampiyonası’nda, yeni versiyon WRC otomobiller ile özel katılımcıları yarıştıran tek takım da M-sport ( bknz. “Fuckmatie’ World Rally Team” ). Yıllar içinde M-Sport’un operasyon hacmi pozitif şekilde büyüyerek takımı bir karar vermeye zorladı. İngiltere’de mi büyüyecekler yoksa farklı bir alternatif mi yaratacaklardı. Malcolm’un cevabı yine beklendiği şekilde oldu; “Burayı terk etmiyoruz. Polonya’da 2. merkezimizi kuracağız”. Kurulan ikinci merkez ile birlikte M-sport’un toplam çalışan sayısı 246’ya yükseldi.

Malcom hayatının her döneminde ne istediğini bilen bir karaktere sahip olsa da başka şeyleri denemekten hiçbir zaman geri kalmazdı. 80lerde Ford’la yarışmak istediğini biliyor fakat diğer Grup Bleri merak ediyordu. Sonuç olarak hem Audi Quattro’yu hemde Austin Metro’yu kullandı. 90’larda Ford markası ile ulusal anlamda çok oturmuş bir ralli takımı yönetirken WRC’ye adım attı. Özel istek üzerine Ford Focus RX (Rallikros otomobili) üretildi fakat hiç kimse M-sport’un bir gün Bentley ile yollarının kesişeceğini düşünmemişti. Bentley ise aradıkları adamın Malcom Wilson olduğuna fazlasıyla emindi. 1956 yılından beri ralli garajı olarak hizmet veren M-sport, tarihinde ilk defa bir pist otomobili hazırlayacaktı. Peki hazırlayabildiler mi? Bence evet. Otomobil Blancpain dayanıklılık serisinde geçer not alarak M-Sport’un ve tabiki Malcolm Wilson’ın omzuna bir apolet daha takmasına vesile oldu.

Hayatı boyunca istediği tek kupayı 2006-2007 yıllarında kazanmıştı fakat tatmin olmamıştı. Loeb’ün dominasyonunda kazanılmış çok önemli başarılardı fakat “yarım” hissettirmişti. 2017’de ise Ogier ile birlikte en büyük iki kupayı birlikte kazandılar. 2018’de Ogier pilotlar şampiyonluğunu kazanırken, takımlar şampiyonluğu Toyota’nın oluyordu fakat Malcolm bu sefer “tam” hissediyordu.

15 yaşında okulu terk etmiş bir çocuk olarak hayallerinin peşinden koşarken bu başarıları da hayal etmiş miydi bilmiyorum fakat net olarak emin olduğum bir konu var ki o da; eğer Ford markası dünya otomobil sporları tarihinde ralli branşı ile ayrılmaz bir ikili olmuşsa, bu ikili arasındaki yapışkan da Malcolm Wilson’dır ve her kahraman biraz dinlenmeyi hakeder. Malcolm 1997 yılından bu yana takımıyla birlikte Dünya’nın her köşesinde yarıştı ve sanırım artık biraz yoruldu. Kazandıklarını tekrar kazanması mümkün fakat yakın vadede zor gözüküyor. O da bu durumun farkında olacak ki kendisini “Takım başkanı” pozisyonundan “genel müdür” pozisyonuna taşıdı ve takımın sorumluluğunu kendisinden başkasına ilk kez bıraktı. Onu tanıyanlar bu dinlenme sürecinin kısa süreceğini tahmin ediyor. Malcolm ömrünü bu spora adayan pek çok insandan bir tanesi. Zaten genel müdür pozisyonuna geçerken verdiği demeç emekliliğe adım atmanın çok ötesinde olduğunu gösterir nitelikte; “sportif başarılara imza attık, şimdi sırada ilişkiler ve bütçe konularında başarılı olmak var”.

Malcolm Wilson ve M-Sport tekrar şampiyon olur mu; bilmiyorum. Tekrar her yarış podyumda olan bir takım olabilirler mi; bilmiyorum. Bildiğim ve emin olduğum tek şey, Malcolm Wilson istediği sürece tamponunun ucunda “M-Sport” yazan bir otomobil her zaman bir yerlerde yarışacaktır.